Kazan Öldü Ama Bir Gariplik Var
Not : Aşağıdaki yazı tamamem bir buhran anının sonucudur. Zamanınız önemliyse okumayınız. Saçmalamalardan site sahibi sorumlu değildir.
Hepiniz bilirsiniz, meşhur bi Nasreddin Hoca fıkrası vardır. Kısaca bi hatırlatalım.
Hoca komşusundan bir gün kazanı ödünç ister. İade ederken de hem teşekkür eder, hem içine minik bir kazan koyar. Komşusu merakla bu minik kazanı sorunca da, “Komşu, bizdeyken kazanın doğurdu” der. Komşusu bu işe pek sevinir.
Aradan epey zaman geçer, Hoca yine komşusundan kazanını ödünç ister. Komşusu da sevinerek verir. Ama bu kez aradan günler, haftalar, hatta aylar geçer, kazandan ve Hoca’dan ses çıkmaz. Nihayet bir gün komşusu konuyu açmaya karar verir,”Hoca bizim kazan ne oldu?” diye sorar. Hoca da üzgün bir ifadeyle,”Komşu çok zaman geçti aradan, senin kazan öldü. Sana nasıl söyleyeceğimi düşünüp duruyordum” deyince sinirlenen komşusu,”Hocam ne diyorsunuz? Hiç kazan ölür mü? Kazan canlı mı ki ölsün?” Hoca,”Doğurduğunu kabul etmiştin, sesin çıkmamıştı, şimdi ölünce neden feryat ediyorsun” der komşusuna.
Şimdi bu fıkra nerden çıktı diyebilirsiniz. Nerden takıldıysa kafama takıldı. Hep bu fıkra Nasreddin Hoca haklı dercesine anlatıldı ama bu işe bir yanlışlık var gibi geliyor. Hangimiz kendimize karşılıksız bir şey verildiğinde sebebini inceden inceye araştırarak alıyoruz, ya da mantığını sorguluyoruz. Veya burada Nasreddin Hoca biraz kurnazlık yapmış olmuyor mu? Yani birisine hakkı olmadığı halde verdiğimiz bir hak ya da bir değerin karşılığında ondan yine haksız şekilde birşey almamız, onun hakkını gaspetmemiz doğru mu? Sonuçta kimse zorla birşey istemedi. Bunun karşılığında bir başkasının hakkını almak ne kadar doğru olabilir? Bilmiyorum bana biraz tuhaf geldi. Bu fıkranın bize vermek istediği ders konusunda biraz şüpheye düştüm. Sanırım duyduklarımızı, gördüklerimizı daha fazla irdelememiz gerekir. Yoksa yanlış mı düşünüyorum?